• sözlük
  • dictionary
  • wörterbuch
  • çeviri
Genel Arama
Çeviri
Eski Arayüz
Web Arama
KELİME
     

Çevirmek istediğiniz metni girin:
200 karakter kaldı
Kaynak Dil: Hedef Dil:
Google Translate
KELİME
     
Dil Seçimi
»
|

İngilizce » Türkçe Yukarı
hem Dinle! {hem}
  • {N} kenar kıvrımı, bastırılmış kenar, kenar
  • {V} kenarını bastırmak, hımlamak
hem i.

f. (med, ming) elbise kenarı, baskı;

f. kıvırıp kenarını bastırmak. hem in, hem about kuşatmak, içine almak.
hem ünlem

f. (med, ming) Hım! (bir kimseyi uyarmak için çıkarılan ses; tereddüt veya şüphe belirten ses);

f. böyle bir ses çıkarmak; tereddüt ederek konuşmak. hem and haw mırın kırın etmek, açıkça söylemekten çekinmek.
hem hem hem İsim * elbise kenarı, baskı. Fiil [D] hemmed, hemming * kıvırıp kenarını bastırmak.
hem (med, ming) elbise kenarı, baskı; kıvırıp kenarın

Türkçe » İngilizce Yukarı
hem
  • {ADV} also, likewise, also: and also
hem
1. repeated Both ... and ...: Hem Sabahat, hem Nebahat geldiler. Both Sabahat and Nebahat came. Hem televizyon seyrediyor, hem de mektup yazıyor. He´s watching television and writing a letter at the same time.
2. And furthermore ..., Moreover ..., Indeed ..., Besides ..., ... to boot, And what´s more, ...: Odadan çıktı, hem gülümseyerek çıktı. She went out of the room, and with a smile on her face to boot. Hem seninle ilgisi yok. And what´s more, it has nothing to do with you. Bu hamam sıcak, hem ne sıcak! This bath is hot, and I do mean hot!

hem ağlarım, hem giderim. She is both happy and sad (said of a girl on her wedding day).

hem de nasıl!
1. Very!/Extremely!/And how! (said in reply to a question): “Behiye güzel mi?” “Hem de nasıl!” “Is Behiye beautiful?” “Very!”
2. You said it!/You can say that again!: “Bu bayağı zor bir iş!” “Hem de nasıl!” “This is a pretty hard job!” “You said it!”

hem İsa´yı hem de Musa´yı memnun etmek colloq. to try to meet conflicting demands at the same time.

hem kaçar, hem davul çalar. colloq. He seems to shrink from doing it, yet in the end he does it all the same.

hem kel, hem fodul. colloq. Although he makes great claims for himself, he is incompetent.

hem nalına, hem mıhına vurmak to speak in favor of both sides of a matter.

hem suçlu, hem güçlü. colloq. He´s guilty himself, yet he acts innocent and doesn´t hesitate to impugn others.

hem şamdan paklandı, hem pilav yağlandı. colloq. We´ve killed two birds with one stone.

hem ziyaret, hem ticaret. colloq. It´s a combination of business and pleasure.
hem * [repeated] Both ... and ...: Hem Sabahat, hem Nebahat geldiler. Both Sabahat and Nebahat came. Hem televizyon seyrediyor, hem de mektup yazıyor. He's watching television and writing a letter at the same time. * And furthermore .../Moreover .../Indeed .../Besides .../... to boot/And what's more, ...: Odadan çıktı, hem gülümseyerek çıktı. She went out of the room, and with a smile on her face to boot. Hem seninle ilgisi yok. And what's more, it has nothing to do with you. Bu hamam sıcak, hem ne sıcak! This bath is hot, and I do mean hot!
hem also